DÜŞLEM SEMİNERLERİ MAYIS AYI SEMİNERİMİZLE DEVAM EDİYOR…

 “Göçmenler-Mülteciler-Sığınmacılar ile Ruh Sağlığı Alanında Çalışma Sistematiği : ” Refugees Welcome – Biyopsikososyal Yaklaşım “

Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor.
Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun?
Oğuz Atay, Tehlikeli oyunlar

Göçün birbiri içine geçmiş çok katmanlı ve karmaşık yapısı hem bireysel hem de toplumsal düzlemde çok farklı psikososyal sonuçların ortaya çıkmasına neden olur. Her şeyden önce kişinin doğup büyüdüğü ya da en azından uzunca bir süre yaşayıp da alışmış olduğu yurdunu, yemeklerini, müziğini, anılarını, ruhsal açıdan sindirilmiş geleneklerini, sorgulanmayan davranış kalıplarını ve sosyal örüntüyü, yıllarca ilmek ilmek ördüğü ilişkiler ağını, sevdiklerini ve hatta kimi zaman dilini terk edip, yabancı bir coğrafyaya göç etmesinin strese ve en nihayetinde bir takım psikososyal değişimlere yol açması kaçınılmazdır. Psikodinamik yazın alanında göç eden kişinin az veya çok bir şeyleri gerisinde bıraktığına, dolayısıyla kayıpları olduğuna, bu kayıpları ardından yas tuttuğuna ve süreç sonunda ortaya çıkan kimlik değişimine vurgu yapılmıştır (…)

Biyopsikososyal yönelimli araştırmacılar ise göç psikolojisini kayıplara cevaben ortaya çıkan stres ve buna karşı geliştirilen uyum mekanizmaları düzleminden okumayı tercih etmişlerdir (…). Bir başka ifadeyle göçün psikososyal etkilerini kendi kültürel iklimini terk edip aşina olmadığı bir ortama göç eden kişinin yeni çevresiyle bütünleşebilmek için gerçekleştirdiği bir uyum süreci olarak değerlendirebileceği bildirilmiştir. Buna göre yaşadığı kayıplara ek olarak göç sürecine travmatik deneyimler de eşlik edebilmektedir. Burada özellikle göç etme eyleminin travma ile özdeşleştirmemesi gerektiğinin vurgulanması önemlidir. Göç deneyimi herkes için farklı motivasyonlar, hikayeler, riskler ve olanaklar barındırır ve travmatik yaşantıların eşlik etmesi her bir olgu için mutat değildir. Süreç içerisinde kişinin kayıplarının olması ve bazı olumsuz hayat olaylarına maruz kalması tüm bu yaşantıları travmatik olarak deneyimlemesi anlamına gelmez. Zira travma yaşanan olumsuz yaşam olayına (travmatik olay) değil, bu olayın ortaya çıkardığı strese (travmatik stres) verilen tepki ile oluşmaktadır. Buna göre göçmen travmatik olay sonrasında var olan kaynaklarını iyi bir şekilde değerlendirebilir, travmatik stres ile ve uygun baş etme yöntemlerini kullanarak etkili bir şekilde mücadele ederse herhangi psikolojik sıkıntı (travmayla ilişkili psikopatoloji) yaşamadan yeni hayatına başarılı bir şekilde uyum sağlayacaktır. Bu konuya ileride psikolojik dayanıklılık (resilience) bölümünde ayrıntılı olarak değinilecektir. Netice itibarıyla göçmenin kayıplarına eklenebilen travmatik yaşantılar stresinin dolayısıyla da anksiyetesinin artmasına neden olur. Kayıplarının arkasından yas tutan göçmen çoklu faktörlerin de etkisi altında yeni yurduna uyum sağlamaya çalışacaktır. Kimi araştırmacılar bu süreçte kimlik değişimine vurgu yaparken kimileri de kültürleşme (acculturation) kavramını öne çıkarmaktadır.

Göç sonuçta çeşitli olayların eşlik ettiği çoklu aşamalardan oluşan bir süreçtir ve bu sürecin psikososyal çıktısını belirleyen bireysel ve sosyal çok sayıda faktör vardır (Bhugra 2004). Bu faktörler ne kadar iyi analiz edilirse, tüm bu faktörlerin bileşik etkisi üzerinden bireylerin ve toplumların göçten ne şekilde etkilendiklerini ve göçün psikolojik sonuçlarını daha iyi kavramak mümkün olabilir. Göç süreci öncesi, sırası ve sonrası olmak üzere üç evre üzerinden değerlendirilebilir. Bu açıdan göçün psikososyal etkilerini belirleyen faktörleri de bu üç evrede; göç öncesinde, sırasında ve sonrasında etkili olan faktörler üzerinden okumak mümkündür. Her üç evrede kendine özgü çok sayıda zorlukları, riskleri ama aynı zamanda olumlu özellikleri de barındırmaktadır. Ayrıca her bir faktörün etki gücünün kişi ve topluluklar arasında farklılıklar gösterdiği de akılda tutulmalıdır (Kirmayer 2011). Tersine bir okumayla, göçün psikolojik sonuçlarını belirleyen faktörlerin kümülatif etkisinin belirgin ölçüde bireye veya topluluğa özgü olduğunu söyleyebiliriz.

Gücün zaruretlerini tatmin etmeyen, kültürel düşünceden ve ifadeden çıkarılmış olan durumlar, açık ve net biçimde ifade edilmediği oranda, insana şeytan gibi gösterilmemiştir, görülmediği oranda kabul görmüştür. Ölümün toplumsal eşitsizliği hakkında, Judith Butler (2003) şu soruları sorar; “Kim insan olarak kabul görür? Kimin hayatları, hayat olarak önem taşır?
Bu çalışmamızda temel olarak ‘görünmeyen insanlar’/göçmenler-mülteciler-sığınmacılar ile ruh sağlığı alanında çalışma sistematiği ele alınacaktır.
Canel Bingöl, Uzman Hekim, Psikoterapist

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunudur. S.B.Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, Aile Hekimliği Uzmanlığını tamamlamıştır. Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Anatomi ABD’nda nöroanatomi ve sosyal antropoloji konusunda doktora çalışmalarında  bulunmuştur. Abdülkadir Özbek Psikodrama Enstitüsü Grup Psikoterapisi ve Psikodrama Eğitimi’ni ‘Kayıp yakınlarıyla Psikodrama-Yas-Cumartesi Anneleri’ konulu tez ve grup terapisi çalışması ile tamamlamıştır. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Sinema-TV Bölümü’nde Yüksek Lisans Eğitimi’ni ‘Sinema ve Terapi’ konulu tez çalışmasıyla tamamlamıştır. Halen aynı bölümde Kollektif travma ve Kollektif hafıza bağlamında Sürgün/Farhud-Kürdistanlı Yahudiler konulu Doktora tez ve film çalışmasını sürdürmektedir. Abdülkadir Özbek Psikodrama Enstitüsü Jungien yaklaşımlı Psikoterapi Eğitimi’ni tamamlayan Bingöl, İsviçre, Schaffhausen Kanton Psikiyatri Hastanesi’nde Göç Travması ve ayrılmış ailelerin birleştirilmesi projesi (DERMAN) nedeniyle  gözlemci hekim olarak; İşkence mağdurları ile ve B.M. Uluslararası Göçmen Travma Projesi (Tohav) İstanbul’da koordinatör hekim ve terapist olarak çalışmıştır. Marmara Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Kişilerarası İlişkiler derslerinde Öğretim Elemanlığı yapmıştır. Bingöl, Norveç Bergen Üniversitesi Gero-Psikiyatri Kliniğinde ‘Kadına yönelik şiddet’ ve İsrail Tel Aviv-Alman PIFE tarafından düzenlenen ‘Holokost’un izinde’ temalı viktimoloji alanında uzun süreli grup psikoterapisi ve psikodrama çalışmalarında da bulunmuştur. New York Üniversitesi, Dramaterapi bölümünde kısa süreli sosyometri eğitimi de alan Bingöl,  Bilgi Üniversitesi, Çift ve Aile Terapisi, CBT, Travma terapisi eğitimlerini tamamladıktan sonra halen psikotravmatoloji eğitim ve süpervizyonlarına devam etmektedir. Yüzleşme Derneği kurucu üyesi, İTO İnsan Hakları Komisyonu çalışanlarındandır. Çeşitli Ulusal ve Uluslararası bilimsel  kongre ve konferanslarda travma, sosyal ve kültürel psikiyatri, politik psikoloji, travma üzerine bireysel ve grup sunum, yöneticilik ve makaleleri bulunmaktadır. Mezopotamya Ritüelleri, Alevilik ve Cem, Kurdish Kibbutz, İsmini Kaybeden Şehirler, Kürdistan’da yas ve psikoarkeolojisi vb konularda çalışmaları da bulunan Bingöl, kuşaklararası travma, yas, kollektif hafıza ve kollektif travma konularıyla ilgilenmektedir. Halen Dr.Ali Babaoğlu Analitik Psikoloji ve Jungiyen Psikodrama Enstitüsü’nde eğitim vermektedir.
Bilgi ve başvuru için: duslempsikoloji@gmail. com